9 Ekim 2009 Cuma

Hamas'tan Müslümanlara çağrı

Hamas yayınladığı açıklamada bütün Filistin halkıyla İslam ümmetinden 09 Ekim Cuma gününü Kudüs ve Mescidi Aksa'ya destek günü ilan etmelerini istedi.

  • Hamas'tan Müslümanlara çağrı -

İslamî Direniş Hareketi (Hamas) yayınladığı açıklamada bütün Filistin halkıyla İslam ümmetinden 09 Ekim Cuma gününü Kudüs ve Mescidi Aksa'ya destek günü ilan etmelerini; destek için gösteri ve yürüyüş yapmalarını talep etti.

İslamî Direniş Hareketi yayınladığı açıklamada şunları ifade etti:

"İslam ümmetini, Mescidi Aksa'da ümmetin onuru için işgale karşı bedenlerini siper edenlere destek vermek ve Siyonist işgal varlığını himaye ederek Filistin şehitlerinin kanını hiçe sayan Abbas ve Oslo takımını kınamak için yarın kitlesel gösteri ve yürüyüş yapmaya; Filistin davası yanında tavır almaya davet ediyoruz."

Fanatik Yahudilerin Mescidi Aksa'yı basma tehditlerine karşı, Kudüs halkı altı gündür işgal güçlerinin baskı ve engellemelerine rağmen Mescidi Aksa'da nöbet tutuyor; işgal askerlerin himayesinde hareket eden gaspçı Yahudilerin Mescidi Aksa'yı kirletmelerine müsaade etmiyor.

http://www.milligazete.com.tr/haber/hamas-tan-muslumanlara-cagri-140322.htm

Gine kadar değeri yok mu?

İşgalci İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik sinsi kuşatması devam ediyor. 1 milyon Yahudi'yi Mescid-i Aksa'nın etrafına toplamaya çalışan İsrail'deki son yaşanan baskı ve zulme, ne Başbakan Erdoğan'dan ne de Dışişleri Bakanı Davutoğlu veya Bakanlığı'ndan 'tek bir kelime' yorum gelmedi.

  • Gine kadar değeri yok mu? -

İşgalci İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik sinsi kuşatması devam ediyor. 1 milyon Yahudi'yi Mescid-i Aksa'nın etrafına toplamaya çalışan İsrail'deki son yaşanan baskı ve zulme, ne Başbakan Erdoğan'dan ne de Dışişleri Bakanı Davutoğlu veya Bakanlığı'ndan 'tek bir kelime' yorum gelmedi.

Son bir hafta içinde Gine'deki katliam, Hindistan'daki sel felaketi, Güney Pasifik'teki deprem ve Yemen'deki şiddet olaylarına ilişkin olarak en azından diplomatik de olsa bir yazılı açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı, konu İsrail olunca bir anda sessizliğe büründü. Bakanlık, Kudüs ve Mescid-i Aksa'da yaşanan olaylar karşısında bugüne kadar herhangi bir açıklama yapmadı. İsrail'de yaşayan Yahudilerin her yıl 6-14 Ekim tarihleri arasında kutladıkları Sukot Çardaklar Bayramı'nın bu yıl bazı fanatik Yahudiler'in yaptığı kışkırtmalar sonucu, farklı bir boyut kazandı.

1 Milyon Yahudi'nin bu bayramda Mescid-i Aksa'daki Burak Duvarı olan bilinen Yahudilerin Ağlama Duvarı diye adlandırdığı yere gelerek dua etmeleri için yapılan çağrı ile bölgedeki tansiyonu bir anda yükseltti. Özellikle bazı fanatik Yahudilerin geçtiğimiz yılların aksine Mescid-i Aksa'ya girme girişimleri, Müslümanların tepkisini çekti. Terör devleti İsrail'e bağlı askerlerin Filistinli Müslümanlara yönelik sert müdahaleleri ve Mescid-i Aksa'nın Koruyucusu Raid Salah'ı göz altına alması, dinamitin fitilini ateşledi. Özellikle nükleer silah tartışmalarında bir anda uluslar arası arenada yalnız kalan İsrail'in, olayları kışkırtarak dikkatleri başka yöne çekmeye çalıştığı yorumları da yapılıyor.

Dışişleri Bakanlığı da, Mescid-i Aksa'ya ve Filistinli Müslümanları karşı gerçekleştirilen saldırıya karşı sessiz kaldı. Bakan Davutoğlu'nu bu konuda hiçbir yorumda bulunmazken, Bakanlık sözcüsünden bir tepki gelmedi. Dünyanın en ücra köşesindeki bir doğal afet ve şiddet olayına karşı diplomatik de olsa bir açıklama yapan Bakanlık, konu İsrail olunca; bütün dünya televizyonlarında yayınlanan görüntüleri görmezden geldi.

Peki Dışişleri Bakanlığı son bir haftada, ne gibi açıklamalar yaptı? İşte birkaç örnek. Gine'de yüzden fazla sivilin öldüğü olaylarla ilgili olarak 1 Ekim'de yazılı bir açıklama yapan Bakanlık, üzüntüyle karşıladığı olayları kınadı. Açıklamada, "Gine'deki siyasi geçiş sürecinin sorunsuz, barışçıl ve demokratik bir biçimde gerçekleşmesini ümit etmekteyiz. Gine'nin barış ve istikrarı, Gine halkı için olduğu kadar bölge ülkeler için de büyük önem arz etmektedir. Türkiye, bu süreçte Gine'ye gerekli yardımı yapmaya hazırdır" denildi.

Samoalılara sabır diliyoruz

Yine Güney Pasifik'te maydana gelen deprem ve tsunami ile ilgili olarak 2 Ekim'de üzüntülerini bildiren bir açıklama yapan Bakanlık, "Türkiye, Güney Pasifik'te meydana gelen şiddetli deprem sonrasında Bağımsız Samoa, Amerikan Samoası ve Tonga'ya bağlı bir ada olan Niuatoputapu'yu vuran tsunaminin neden olduğu can ve mal kaybından derin üzüntü duymaktadır. Bu zor dönemde yakınlarını kaybeden ve maddi zarara uğrayan Samoa, Amerikan Samoası ve Tonga halklarına sabırlar diliyoruz" mesajı gönderdi. Son olarak Hindistan'daki şiddetli yağmurlar nedeniyle yaşanan sel sonrası meydana gelen can ve mal kaybına yönelik üzüntülerini bildiren bir açıklamayı 5 Ekim'de yayınlayan Bakanlık, mesajında şu ifadelere yer verdi: "Bu zor dönemde yakınlarını kaybeden ve maddi zarara uğrayan dost Hindistan halkına sabırlar diliyoruz. Hindistan'a, imkânlarımız ölçüsünde gerekli yardımı yapmaya da hazırız. Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da Hindistan Başbakanı Manmohan Singh'e bir taziye ve destek mesajı iletmiştir".

Türkiye'den İsrail'i çekimser destek

Türkiye'nin İsrail'e yönelik en son desteği, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (UAEK) Viyana'daki genel kurulunda ortaya çıkmıştı. Arap Birliği üyelerinin sunduğu 'İsrail'in nükleer yetenekleri' başlıklı karar tasarısının oylamasında, Türkiye 'çekimser' oy kullandı. Türkiye ile birlikte 7 ülke çekimser, 46 ülke de 'hayır' oyu kullanınca İsrail'in nükleer silahları ve çalışmalarını konu alan rapor 43 ülkenin 'evet' oyuna karşın gündem dışı kalmıştı.

Hükümet niye sessiz?

İstanbul'daki IMF toplantıları ile meşgul olan Hükümet üyeleri, Kudüs'te yaşanan olaylara ve zulmü karşı sessiz kaldı. 'One Minute' diyen ancak İsrail'e karşı hiçbir ciddi yaptırım kararına imza atmayan Başbakan Erdoğan'dan olayların ilk çıktığı günden bugüne kadar herhangi bir açıklama gelmedi. Erdoğan'ın terör devleti İsrail karşısındaki perde arkasında tavrı ile kameralar önündeki açıklamaları arasındaki tutarsızlık hala devam ediyor. One Minute çıkışından ardından son yaptığı ABD seyahatinde ülkedeki etkin Yahudi çevreleri ve lobileriyle bütün buzları eriten Erdoğan ve AKP iktidarı, Kudüs'te Mescid-i Aksa ve Müslümanlara yönelik son saldırılar karşısında sessiz kaldı. Erdoğan ABD'yi ziyaretinin ilk saatlerinde herkesten önce, New York'ta kaldığı Plaza Otel'de yaklaşık 50 kadar Yahudi Kuruluşunun temsilcilerini kabul etmişti. Toplantının ardından konuşan dünyaca ünlü Yahudi teşkilatı ADL'nin Direktörü Yahudi Abraham Foxman'ın One Minute için söylediği "Biz unuttuk ve yaşananları tarihe gömdük'' sözleri tarihe geçmişti.

http://www.milligazete.com.tr/haber/gine-kadar-degeri-yok-mu-140291.htm

camiler mahyalar

6 Ekim İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle Eminönü’ndeki Yeni Cami’ye “Milli birlik esastır”, Sultanahmet’e “Ordumuza şükran borçluyuz”, Süleymaniye’ye “Ne mutlu Türküm diyene”, Üsküdar Yeni Cami’ye “Kurtuluşun kutlu olsun”, Eyüp Sultan’a “Önce vatan” mahyaları asılmış. Ey Müslümanlar! Yarın cuma. Camiye gideceksiniz. Restore edilmesine rağmen Süleymaniye’nin bahçesini dolduracaksınız. Düşünün ki namaz kıldığınız o caminin tepesinde şöyle bir mahya asılmış “Günde bir kadeh şarap kalbe iyi gelir.” Öfkelenirdiniz değil mi? Kur’an’da açıkça haram edilmiş bir şeyin cami tepesinde ne işi olabilirdi. O yazı caminin tepesinde asılı durdukça o camide namaz kılınabilir miydi? Peki, içkiyi haram eden Kur’an bakın milliyetçilik için ne diyor: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli ve en üstün olanınız, takva bakımından en üstün olanınızdır.” (Hucurat 49/13) Kur’an “Türk olmuşsun, Arap olmuşsun, Kürt olmuşsun fark etmez. Bununla övünmeyi, bununla üstünlük taslamayı tıpkı içki içmeyi yasakladığım gibi sana yasaklıyorum” diyor. Peki, şimdi söyleyin Kur’an açıkça “Ne mutlu takva sahibiyim diyebilene” derken 41 milleti adaletle yönetmesiyle meşhur Kanuni’nin yaptırdığı Süleymaniye Camii’nin minarelerine asılmış “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün Kur’an açısından “Günde bir bardak şarap kalbe iyi gelir”den ne farkı var? Kapısında kimseye ırkı, kimlik kartı pasaportu sorulmayan o mabede sizce o mahya yakışıyor mu? Suudiler Kâbe’nin minarelerine “Ne mutlu Arabım diyebilene” yazısı assaydı hoşunuza gider miydi? Peki, bu hoşnutsuzluğunuzu yarın o camide size nasihatler verecek imama da bildirmeyecek misiniz? Ey Cuma Namazı’nı Sultanahmet Camii’nde kılacak Müslümanlar! Siz caminizin tepesine “Ordumuza şükran borçluyuz” mahyası astıranlara sormayacak mısınız? Cuma’ya gidiyor diye subayları atan orduya mı şükran borçlusunuz? Kutlu Doğum Haftası fazla şatafatlı kutlandı diye geceyarısı e-muhtıra veren orduya mı şükran borçlusunuz? Cuma’ya giden memurları fişleyen, oruç tutan Genelkurmay Başkanı’nı evinden sefertası taşımak zorunda bırakan orduya mı şükran borçlusunuz? Hakkâri Çukurca’da altı askeri şehit eden asker mayınları ile ilgili hâlâ açıklama yapmayan orduya mı şükran borçlusunuz? Yoksa üç karakolun arasında küçük Ceylan’ı havan topuyla vurup, sonra da “kim yaptı bilmiyoruz” diye açıklama yapmakla yetinen orduya mı şükran borçlusunuz? Belki de şükranlarınızı bildirmek için başörtülü eşinizle karargâha gittiğinizde sizi içeri bile almayacak orduya şükran borçlusunuzdur? O caminin imamına “Biz gerçek Müslüman olsaydık bugün bu caminin minaresine “Orduya şükran borçluyuz” değil, “Küçük Ceylan’ı kimler vurdu” yazan bir mahya asılmalıydı diye çıkışmayacak mısınız? Ya sevabı çok olsun diye İstanbul’un manevi direklerinden Eyüp Sultan’ın Camii’ne gidecek Müslümanlar! Peygamberi evinde misafir etmiş, şimdi de İstanbullulara misafirliğe gelmiş Ebu Eyüb El Ensari’nin türbesinin başına “Önce vatan” mahyasını asmışlar. 80 yaşında “Önce vatan, önce Arabistan” demeyip, evinden kilometrelerce uzağa İstanbul’a gelmişti Eyüp El Ensari. Ve vasiyetinde de “Önce vatan” demeyip şehit düştüğü İstanbul’a gömülmek istemişti. Ve şimdi biz 1300 yıldır bize “Önce vatan değil” diyen Eyüp Sultan’ın mezarının başına, inandığı şey için Eyüp’ten Fatih’e bile gitmeyecek üç beş tane uyuşuk memura uyup “Önce vatan” yazısını astık. Bir nevi büyük sahabeye “Senin vatanın yok mu, ne işin var burada ey Arab” demiş olduk. Açılıma kızan milliyetçi memurların İstanbul’un en kutsal mekânlarından birine siyaset sokmasına izin verdik. Yarın Eyüp’te namazını kılacak Müslümanlar Eyüp El Ensari’nin ruhunu inciten o mahyaya bir şey demeyecek misiniz? Peki, siz namaz için Eminönü’ndeki Yeni Cami’yi seçen Müslümanlar! Cami imamınıza siz de sorun: Kur’an’ın ve İslâm’ın neresinde var “Milli birlik esastır” ilkesi? Hangi milli birlik? Ne alakası var camiyle bunun? Hadi ona İslâm’da derme çatma bir yer bulursa şunları da sorun: Peki muhterem hocam. O halde camiye “Daha çok demokrasi”, “Sivil anayasa istiyoruz”, “Darbeciler yargılansın” mahyaları asmaya ne dersiniz? Bunlar siyasi de “Milli birlik esastır” değil mi? Hani laik devlettik? Devletin, resmî ideolojinin ne işi var camilerde? Erbakan, camileri arka bahçesi olarak kullanıyor diye kızıyordunuz, peki aynı şeyi niçin şimdi devlet yapıyor? Bu laikliğe aykırı değil mi? Yarın binlerce kişinin namaz kılacağı bu camilerde ayağa kalkıp “Bu mahyanın caminin tepesinden ne işi var” diye hesap soracak cesur bir Müslüman aranıyor.

http://www.taraf.com.tr/makale/7830.htm